ÖFKE
Öfke, hakkımız olanı alamadığımızda ya da önem verdiğimiz bir insan beklentilerimiz
doğrultusunda davranmadığında yaşanan, salt o olaya ilişkin yaşanması sınırında
kaldığında insan doğasının gereği olarak nitelenen bir duygudur. Kişiyi
bireysel farklılıklar üzerinde çalışmak ve çatışmayla başa çıkmayı öğrenmek
gibi yapıcı toplumsal etkileşimlere motive eder. Bu haliyle normal ve
sağlıklıdır, duygusal dengelemeye katkı sağlar. Amaca yönelik olan bu öfke
çoğunlukla toplumsal olarak kabul edilebilir biçimdedir ve uzun vadede kişiye
yarar getirmesi mümkündür. Onların bazı içsel çatışmalarını çözmelerine
yardımcı olarak, süregelen davranışı ortadan kaldırarak veya engelleyerek,
benlik sınırlarının ve benlik saygısının korunmasını sağlayarak yaşamlarını kolaylaştırır.
Aynı zamanda karşıdaki kişiyi uyarmak için bir işarettir ve başkalarıyla olan
ilişkilerini düzenleyerek başkalarına olan olumsuz duyguların açıklanmasını
kolaylaştırır.
Öfke hem dışsal hem de içsel bazı olaylarla ortaya
çıkabilir. Arkadaşımız, annemiz, sokaktaki bir adam, öğretmenimize
kızabileceğimiz gibi, trafik sıkışıklığı, iptal edilen randevu ve benzeri
olaylara da öfkelenebiliriz. Öfkemizin ortaya çıkmasından kendi kişisel
sorunlarımız ve kuruntularımız etkili olabileceği gibi daha önceleri başımızdan
geçmiş bazı olaylar etkili olabilmektedir.
Öfkenin ortaya konulması yapıcı ve yapıcı olmayan bir
şekilde sözel ya da davranışsal bir biçimde olabilir.
Ayrıca durumluk ve sürekli olmak üzere iki bileşenden oluşmaktadır. Durumluk
öfke kas gerilimi ve otonom sinir sisteminin uyarılmışlık durumu tarafından
eşlik edilen, hafiften şiddetliye doğru değişenöznel
bir duygudur. Durumluk öfkenin şiddeti, algılanan haksızlık ile engellenmenin
şiddetine bağlı olarak değişmektedir. Sürekli öfke ise, çok sayıda durumun can
sıkıcı yada engelleyici olarak algılama ve buna bağlı olarak sık durumluk öfke
yaşama durumu olarak tanımlanır. Sağlık ve sosyal uyumla ilgili araştırmalarda
daha çok sürekli öfke üzerinde durulmaktadır.
Öfke ve saldırganlık, çoğu zaman birbiriyle ilişkili
olarak ele alınmaktadır. Saldırganlık, öfkeyle ilişkili olmasına rağmen ikisi
aynı değildir. Saldırganlık bir davranış, öfke bir duygudur. Öfke bir çok
saldırganlık biçiminin arkasında yatan dürtü ya da
güdü olarak görülmektedir. Öfke bazen saldırganlığa yol açar, fakat her zaman
saldırgan davranışın bir başlatıcısı değildir.
Gençlik dönemindeki önemli problemlerden biri olarak
adlandırılabilecek saldırganlık enerjisi ve buna bağlı olarak ortaya çıkan
suçlu ve anti-sosyal davranışların artması, bunlarla başa çıkmayı gerekli
kılmış, öfke ve saldırganlığın verimli ve yapıcı alanlara aktarılıp, ergenin
topluma kazandırılması ve yetişkinlik dönemine daha sağlıklı ulaşılabilmesi
amacıyla öfke-saldırganlık kontrol programları geliştirilmiştir.
NEDENLER: •Genetik yada fizyolojik bir nedeni
olabilmektedir. Araştırmalarda bazı çocukların doğuştan daha sinirli, alıngan
ve kolayca öfkelenebilen bir yapıda olduklarına dair kanıtlar vardır.
•Haksızlığa uğramak ve fiziksel cezaya maruz kalmak,
•İstekleri ve fiziksel ihtiyaçları karşılanmadığında
engellenmenin yarattığı gerginlikten kurtulma isteği,
• Anne baba ve öğretmenlerin aynı durum ve davranışlar
için tutarsız davranmaları, birinin taktir ettiği davranışı diğerinin
cezalandırması,
• Evde ya da okulda fiziksel ve
cinsel açıdan istismar edilerek benliğinin zedelenmesi,
• Kardeşi ya da diğer çocuklarla
karşılaştırılması, çok sık eleştirilmesi ve çocuktan yapamayacağı şeylerin
beklenmesi.
• Süregelen hastalığı olan çocukların bu hastalığın
getirdiği nedenlerle engellenmesi,
• Okul başarısızlığının yarattığı yetersizlik duygusu,
• Çocuk yakın çevresindeki büyüklerin sık sık öfkelendiklerini ve isteklerini bu yolla
gerçekleştirdiklerini gördükçe kendisi de aynı yola başvuracaktır. Nitekim
aşırı öfkenin normal sayıldığı öfkeli ailelerden gelen çocuklar, öfkelenmeyince
kendilerinin dinlenmeyeceğini öğrenirler.• Ergenlik döneminde duygulanım
değişimleri, bilişsel işlevleri olumsuz biçimde etkiler. Algı, dikkat, bellek,
düşünme gibi bilişsel işlevlerin çalışma hızı ve verim düşer. Çalışmasının
bozulmasıyla başarısı azalan ergen evde ailesi, okulda öğretmeniyle sorunlar
yaşamaya başlar. "Daha çok çalış" uyarıları ve başarısızlık ergende
kaygı ve öfke yaratır. Bu duygulanım durumlarının düzeyi yükseldikçe başarı
şansı daha da azalır, ergeni ailesi ve okulu arasında gerginliğe yol açan kısır
döngü içine sokar.
• Çağımıza iletişim çağı damgasını vuran baş döndürücü
gelişmelere imza atılırken, insanlar arası iletişim de bunlardan payını
almakta; okul, iş, aile, arkadaş ortamlarında yaşanan sosyal iletişim
eksikliklerinin yol açtığı güçlükler ve bu güçlüklerden kaynaklanan duygu ve
düşünceleri rahatlıkla anlatamama, gerginlik, huzursuzluk, engellenme, hayal
kırıklıkları ve çatışmalar, korku ve kaygı gibi duyguların yanı sıra öfke ve
saldırganlığa da yol açmaktadır.
BELİRTİLER:
• Her gün sınıf arkadaşlarıyla tartışıyor ve başkalarına
vuruyorsa,
• Aynı yaştaki diğer çocuklara göre daha yoğun öfke
gösteriyor ve sık sık ağlıyorsa,
• Yanlış yaptığında yada zorlandığında çoğu zaman
öfkeleniyorsa,
• Beş dakikadan uzun süren öfke nöbetine benzeyen
davranışlardan yorgun düşüyorsa,
• Yaşamın her alanında öfkelenecek bir şey buluyor ve
belli bir kişi yada olay nedeniyle değil genel olarak kendini öfkeli
hissediyorsa,
• Bir iletişim kurma yolu veya sorunları çözme aracı
olarak kullanıyorsa,
• Engellenmeye karşı toleransı düşükse,
• Olayları olduğu gibi kabullenmekte güçlük çekiyorsa,
• Küçük bir hatanın düzeltilmesi gibi başına gelen basit
bir olayı bile kendisine yapılmış bir haksızlık gibi algılıyorsa
• Daha önce hiç sıkılmadan uğraştığı şeylere öfkelenmeye
başladıysa, olaylarla başetme yöntemlerinde önemli
değişiklikler görülüyorsa,
• Çocuk kendini öfkelendiren kişi yada duruma karşı bir
şey yapamayıp kendi kendine vurarak, kendimden nefret ediyorum şeklinde
ifadeler kullanarak öfkesini kendine yöneltiyorsa, öfke bir sorun haline gelmiş
olabilir.
ÖNERİLER:
• Öfke duygusuyla yapıcı bir şekilde başa çıkılmadığında ya dışa yönelik saldırganlık ve şiddete ya
da kendisine zarar verme şekline dönüşebilir. İnsan doğasına özgü bir duygu
olan öfkenin doğal yönü belirli sınırlar içinde kaldığı ölçüde karşılaşılan
engeli aşmak ve hoş olmayan durumdan kurtulmak için bireye gerekli tutum ve
davranışta bulunma olanağı verir. Dolayısıyla öfke kontrolünde amaç öfkenin
dışa vurulmasını engellemek değil öfkenin nasıl uygun bir dille ifade
edilebileceğini bilmektir.
• Yaşanılan bir çatışmayı çözümleme aşamasında öfkeyi
etkili bir şekilde kontrol etmek, çocuğa asıl sorunun öfke olmadığını, ifade
edilme biçimi olduğunu gösterebilir. Çocuğunuzun kuralları tartışmasını doğal
karşılayarak, dilini ayarladığı müddetçe size itiraz etmesine hak tanırsanız
hem sizi daha iyi anlamasını sağlamış, hem de hakkını aramasını öğretmiş
olursunuz.
• Bebekken temel ihtiyaçlarının zamanında, düzenli olarak
ve yeterli düzeyde karşılanması, rahat hareket edebileceği, enerjisini
aktarabileceği ortamlar hazırlanması çok önemlidir.
• Anne-baba ve diğer yetişkinler çocuğa uygulanan eğitim
ve gösterilen davranışlar konusunda ortak kararlar alarak, tutarlı
olmalıdırlar.
• Öfke ne kadar şiddetliyse o kadar önemsenmeli, ancak
çocuk öfkelenmesin diye de onun her istediğini yapması hoş görülmemelidir.
• Çocuğa yapabileceği işlerde sorumluluklar vermekten
çekinmemelidir. Ancak verilen sorumlulukları yerine getirmesi eziyet verici bir
hal alıyor ise, bu işi yapması için ısrar etmemelidir.
• Çocuk, anne babasının kendisine aldırış etmediğini
düşünüyor ise sadece doğru davranışı gerçekleştirdiği zaman değil, beklemediği
zamanlarda da onunla ilgilenerek, (beraber resim yaparak, gezintiye çıkarak,
oyun oynayarak) sevildiği hissettirilebilir.
• Öfkeli olmadığı anlarda ya da
az da olsa sakin kalarak zor bir durumla başa çıktığında çocuk takdir edilerek,
olumlu davranışları ön plana çıkarılabilir
• Çocuk öfkelendiğinde etkin bir şekilde dinlemek, paniğe
kapılmamak, hemen tepki göstermemek çok önemlidir. Biraz sakinleştiğinde,
kendisini öfkelendiren problemi, nasıl tepkide bulunduğunu, bu tepkinin ne gibi
sonuçlar doğurduğunu ve problemi halletmek için iyi bir yol olup olmadığını,
neyin daha iyi olabileceğini düşünüp anlatması istenebilir.
• Öfkesi hakkında çocukla konuşarak, öfkenin uygun
şekillerde ifade edilmesi desteklenmelidir. Öfkeyi kontrol ederek kendimize
zarar vermeyi engellemenin elimizde olduğu hem anlatılmalı hem de örnek
davranışlarla gösterilmelidir.
• Çocuğa kızmak kimi zaman uygun olabilir. Ancak
kızgınlığı düşüncesizce ifade etmek hiçbir zaman uygun değildir. Çünkü anne
baba ve diğer yetişkinler de en iyi modeli çocuktan beklediği gibi davranarak
oluşturmalıdır.
• Anne babanın yerine getirmesi gereken önemli
sorumluluklardan biri, çocuklarına duygularına nasıl yön verebileceklerini
öğretmektir. Çocuğa kızgınlığını sağlıklı bir yolla ifade etme öğretilmezse,
içinde birikenler bir gün patlamayla ortaya çıkabilir.
• Anne baba incindiğinde bu duygusunu paylaşarak çocuğa
davranışlarının kendisi dışındaki bireyleri nasıl etkilediğini gösterebilir.
• Ergen için duygularının anlaşılması ve çözümlenmesi
gereksinimlerini giderilmesi önemlidir. Ancak bu dönemde duyguların birçoğu
toplumsal baskılar ve geleneklerden dolayı rahatlıkla ifade edilememektedir.
Kişi duygularını kontrol altına alarak, kendi iç dünyasına ters düşse bile
bazılarını bastırarak olduğundan farklı ifade etme çabasına girişebilir.
Kişinin duygularını sürekli olarak bastırması yada çarpıtması duygusal
sorunlara yol açabilir. Oysa duyguların anlaşılması etkili bir şekilde ifade
edilmesi, psikolojik sağlığı ve bireysel gelişimi olumlu yönde etkiler. Genç
birey öfkesini bastırmadığında bilinç düzeyinde yada bilinçaltında bir duygu
birikimi olmayacağı, bu durumda kontrolsüz tepki ve düşmanca eğilimlerin
oluşmayacağı düşünülse de bunun her zaman böyle olmadığı bilinmektedir. Önemli
olan öfkenin yalnızca dışa vurulması değil, nasıl yönetileceği ve nasıl kontrol
altına alınacağının da öğrenilmesidir.
• Kalabalık bir yerde bir çocuğun kapris yapması bir çok
anne babayı, kendilerini kontrol mekanizmalarının ötesine iter ve sonuçta her
iki tarafta -anne baba ve çocuk- çileden çıkar. Gerçekte ciddi öfke
patlamalarının zaman zaman yaşanmadığı bir aile hayal
etmek zordur. Ancak bu durumlardan bile olumlu sonuçlar çıkarılabilir. Olay
geride kaldıktan sonra anne yada baba çocuğa "Birbirimize gerçekten de çok
kızdık, öyle değil mi?" diyebilir. Bu önemsiz bir şey olarak görünse de,
çocuğun; öfkenin doğal ve kabul edilebilir bir insanı duygu olduğunu, bu
duygunun dile getirilebildiğini ve üzerinde konuşulabildiğini, birbirlerini
seven kişilerin aynı anda birbirlerine öfkelenebildiklerini, bu durumda
sevginin azalmayıp tam aksine, uyum durumu geri geldiğinde bazen daha da
güçlenebildiğini anlamasına yardım etmek için iyi bir yol olabilir.
ÖFKENİN YÖNETİMİ
Yapılan araştırmalar, öfkenin boşaltılmasının sanıldığı
gibi insanı rahatlatmadığını, hatta öfke ve saldırganlığı daha çok arttırarak,
sorunu çözmede yarar sağlamadığını göstermektedir. Bu yüzden öfkeye neyin yol
açtığını bulmak, öfkeyle kendimizi kaybetmeden başa çıkmayı öğrenmek ruh sağlığı
açısından önem taşımaktadır. Bu duygumuzla nasıl başa çıkabileceğimiz ve nasıl
yapıcı bir şekilde yönlendireceğimizle ilgili birkaç yöntem aşağıda kısaca ele
alınmıştır.
• Bilişsel Yeniden Yapılandırma: Bu yöntem en basit
anlamıyla düşünme tarzını değiştirmek olarak tanımlanabilir. Öfkeli insanlar
düşüncelerini küfrederek, bağırıp çağırarak ifade etme eğilimindedirler.
Düşünceler, öfkeliyken gerçeği yansıtmaktan çok, olayların abartılmış ve
çarpıtılmış bir şekilde algılandığını göstermektedir. Bu tür düşüncelerin farkedilmesi ve yerine daha mantıklı olanların
yerleştirilmesi öfkeyi kontrolde etkili olabilmektedir. Farkında olmadan çok
sık kullandığımız ve bizi kızgınlık duygularına hazırlayan "asla" ya da "her zaman" gibi sözcükleri zihnimizde
yakalayabiliriz. "Bu buzdolabı asla çalışmaz" ya
da "Her zaman randevularına geç kalırsın" gibi cümleler öfke
duygumuzda haklı olduğumuzu düşünmemize de yol açar ve durumla ilgili yargıyı
çoktan vermiş olmamız problemin çözümüne katkıda bulunmaz. Oysa öfkelendiğimizi
hissettiğimizde mantığımıza sığınabiliriz. Kendimize "Tüm dünyanın bize
kazık atmaya çalışmadığını" hatırlatıp sadece yaşamın iniş ve
çıkışlarından birini yaşadığımızı düşünmek daha dengeli bir bakış açısı
yakalamamıza yardımcı olur.
• Problem Çözme: Öfke yaşamımızdaki gerçek ve kaçınılmaz
zorluklardan kaynaklanıyor olabilir. Önce durumu değiştirip
değiştiremeyeceğimize bakmak, değiştirebileceğimiz durumlar için çözüm yolları
aramak, değiştirilemeyecek durumlar içinse sorunla yüzleşmek etkili olur.
• Daha İyi İletişim: Öfkeli insanlar genellikle düşünmeden
yargılama ve bu yargı yönünde davranma eğilimindedirler ve bu yargılar çoğu
zaman gerçek dışı olabilmektedir. Hararetli bir tartışma içine girdiğinizde ilk
yapacağınız şey yavaşlayıp gösterdiğiniz tepkileri gözlemek olmalıdır. Aklımıza
ilk gelen şeyleri söylemek yerine asıl söylemek istediğinizi düşünerek konuşmak
işe yarayabilir.
• Mizah Kullanımı: Mizah çeşitli yollarla öfkenin
yoğunluğunun azalmasına yardımcı olabilir. Her şeyden önce daha dengeli bir
bakış açısı sağlar. Örneğin, birine öfkelenip de belli sıfatlar ve etiketler
takmaya başladığınızda bir an durun ve o insanın gerçekten o şey olduğunu
düşünün. Örneğin birine "muşmula" ya da
"odun kafalı" gibi sıfatlarla saldırdığınızda o kişi gerçekten bir
muşmulaymış ya da odundan bir kafası varmış gibi
hayal edin ve gündelik işlerini o şekilde yaptığını gözünüzün önüne getirin.
Bunu başarabilirseniz öfkenizin azalmaya başladığını görebilirsiniz. Çünkü
mizah kullanırken yaşanan duygularla öfkenin bir arada bulunması mümkün
değildir. Mizah kullanırken öncelikle mizah kullanmanın sorunları gülerek
geçiştirmek demek olmadığı, tersine onlarla yapıcı bir şekilde yüzleşebilmek
olduğu bilinmelidir. Ayrıca mizahı kullanırken alaycı ve aşağılayıcı mizahtan
kaçınılmalıdır. Çünkü bu da sağlıksız öfke ifadesinin başka bir yoludur.
Mizahın özelliği her şeyi ve kendinizi çok fazla ciddiye almaktan sizi
alıkoymasıdır. Kızgınlık ve öfke ciddi duygulardır, ama incelendiği takdirde
sizi güldürebilecek bazı düşüncelerle var olduklarını görebilirsiniz.
• Çevreyi Değiştirmek: Bazen sinirlenip öfkelenmemize
neden olan şeylerin yakın çevremizde olduğunu farkederiz.
Sorunlar ve sorumluluklar üzerimize öylesine yıkılır ki düştüğümüz sıkıntıya ve
o sıkıntıya yol açtığını düşündüğümüz insanlara karşı öfke duyarız. Gün içinde
özellikle sıkıntılı olacağımızı bildiğimiz saatlerde kendimizle başbaşa kalabileceğimiz bir zaman bulup kendimizi dinlemek,
rahatlamamızı sağlar ve yersiz öfkelenmelerimizin önüne geçer. Örneğin, eve
yorgun gelen bir babanın eve geldiğinde kendine ayıracağı
15 dakikalık bir süre çocuklarının isteklerine öfkelenmeden yanıt vermesine
imkan sağlayabilir. Eğer karşınızdaki kişiyle belli konuları belli saatlerde
konuşuyor ve bu konuşmalarda hep tartışma ile sonuçlanıyorsa, bu konuşmaların
saati değiştirilebilir. Bu saatte yorgun ve dikkatsiz olabileceğiniz gibi bu
durum sadece bir alışkanlık haline gelmiş olabilir. Örneğin pek çok insan
acıktığında gerginleşir. Ancak bazı kişiler bu durumdan daha kötü etkilenir. Karnı
acıkınca öfkelenen, açlığa pek tahammülü olmayan bir kişinin, eşiyle konuşmak
istediği bazı konular için yemekten sonrayı beklemesi, gereksiz bir tartışmanın
ortaya çıkmasını engelleyebilir.
•Gevşeme Teknikleri :Derin derin
nefes alma, sakinleştirici durum ve manzaraları zihnimizde hayal ederek
canlandırma gibi teknikler, kızgınlık ve öfkemizi yatıştırmamızda yardımcı
olurlar. Deneyebileceğiniz bazı basit yöntemler şunlardır:
-Diyaframınızdan derin nefesler alın; göğsünüzün üst
kısmıyla nefes almanız sizi rahatlatmaz. Nefes alıp verdiğinizde göğsünüz değil
karnınız şişmelidir.
-Derin nefes alırken kendi kendinize tekrar tekrar "Gevşe!" ya da
"Sakin ol!" diyerek telkinde bulunun.
-Hayal ederek sizi gevşetecek bir yer ya
da ortamı düşünün ve gözünüzün önüne getirmeye çalışın.
-Kendinizi zorlamayacağınız, yoga türü egzersizlerle
kaslarınızı gevşetmeye çalışın. Bu teknikleri her gün pratik yaparak alışkanlık
haline getirirseniz, daha sonra karşılaşacağınız gergin ortamlarda otomatik
olarak uygulayabilirsiniz.
Eğer kızgınlık ya da öfkenizin
kontrolünüz dışındaki nedenlerle çıktığını düşünüyorsanız, ilişkileriniz ve
hayatınız bu duygudan etkileniyorsa, belki de onu daha iyi yönetebilmek için
profesyonel bir yardıma başvurabilirsiniz. Kızgınlığı yok edemezsiniz,edebilseniz
bile tüm çabalarınıza rağmen sizi kızdıracak olaylar olacaktır. Yaşam her zaman
için engellerle, kayıplarla ve diğerinsanların
onlardan beklemediğimiz davranışlarıyla dolu olacaktır. Bunu değiştiremeseniz
de bu olayların etkileme biçimini değiştirebilirsiniz. Kızgınlık ve öfke
tepkilerinizi kontrol ederek, uzun vadede onların sizi daha mutsuz kılmasını
önleyebilirsiniz.